DOC

Sislerin Vampiri

By Bernice Marshall,2014-06-05 23:42
24 views 0
Sislerin Vampiri

    Strahd, tabutun saten örtüsü üzerinde, karanlık gözleri kapalı, uzun yüzü solgun ve hareketsiz yatıyordu. Ellerini göğsünde

    kavuşturmuştu ve çok mağrur görünüyordu. Ravenlojt'un efendisi

    tıpkı gerçekte olduğu gibi görünüyordu, bir ölü gibi.

    "Şafakefendisi 'ne şükürler olsun ki hala gündüz vakti, " diye

    mırıldandı rahip. Jander başıyla onaylayarak, Sasha sivriltilmiş kazığı kontun kalbine yerleş (irebilsin diye Strahd'm ellerini

    yanlarına açtı. Rahip silahı yerleştirdi, kısacık bir dua okudu ve

    çekici kaldırdı.

    Artık elimizdesin, seni piç, diye düşündü Jander, kendinden memnun, ani bir nefret patlamasıyla.

    RAVENLOFT diğer tüm dünyalardan ulaĢılabilen ve kötülüğün hüküm sürdüğü karanlık bir diyardır. Kendilerini bu dünyada bulan

    zavallılar, vampirler, zombiler ve daha kötüleriyle dolu topraklarda kapana kısılmıĢlardır.

    RAVENLOFT

    FANTEZİ KORKU

    www.kitap.perisi.com

    e kitap haline Öyle Uri düşünün hi ölümle harşılaştığıda gülümseyehilsin ve hoca hoca

    getiren: .........................KENDER......şehirlerin haklarım mahvedm hastalıhknn ortasında gelişip flüçlenehl-sin.

    ............... Ah, lıöyle liri Şeytanının değil de Tanrının hizmetinde olsaydı dünyamız ıçm

    ne güçlü lir iyilih haynağı olurdu. Sislerin Vampiri

    Christie Golden

    Bram Stoker, Dracula Yapıtın Özgün Adı:

    Vampire of the Mists

    İlk Basımı: A.B.D., TSR Inc. 1991

    ?1991 TSR Inc. ? 2000 Ankira

     Yayıncılık & Arka Bahçe Ltd.

    önümüzdeki günlerde yayınlanacak ravenloft romanları ile Birinci Baskı: Eylül 2000ilgili her türlü bilgiyi Ankira Yayıncılık

    A. Adnan Saygun Cd. 10 / 3 www.ankira.com

    06410 Sıhhiye - Ankara Tel: adresinde bulabilirsiniz

    O 312 431 0887 Faks: O 312

    433 5162

    GENEL DAĞITIM:

    Arka Bahçe Yayınları

    Kalıpçı Sk. 111/1 TeĢvikiye -

    Istanbu Tel: O 212 291 0689 (4

     hat) Faks: O 212 291 0675

    Buraya yolladığım E-Booklari download ettikten 24 saat

    sonra silmek zorundasiniz.

    Aksi taktirde kitabi basan firmanin ugrayacagi zarardan hic bir sekilde sorumlu olmayacagim.

    Bu kitaplarin hicbirisi original kitaplarin yerini tutmayacagi icin eger kitabi begenirseniz

    kitapcilardan almanizi ya da e-buy yolu ile edinmenizi oneririm.

    Tekrarliyorum: post un amaci sadece kitap hakkinda bilgi edinip, belli bir fikir sahibi olmaniz ve hosunuza giderse kitabi almaniz icindir.

    Benim bu postlar da herhangi bir cikarim ya da herhangi bir kurulusa zarar verme amacim yoktur.

    Bu yuzden E-booklari fikir alma amacli olarak 24 saat sureli kullanabilirsiniz. Daha sonrasi sizin sorumlulugunuza kalmistir. Saygilarimla

    .................kender..............................................................

    Batan güneĢin son ıĢıklan, mabedin vitraylı

    pencerelerinden süzülerek, taĢ zeminde solan ıĢık havuzlan oluĢturuyordu. Bunun dıĢındaki tek ıĢık, sunağın üzerinde duran

    küçük bir ocaktan geliyordu. Baro-via'nın En Yüce Rahibi, hava

    iyice kararıp, yaĢlı gözleri seçemez hale gele dek iĢiyle uğraĢmaya devam etti. Sonunda, zorunlu kesintiden rahatsızlık duyarak tılsımı bir süreliğine kenara koydu ve devam etmesine yetecek

    kadar mum

    Sislerin Vampiri RAVENLOFT

    güneĢ Ģeklindeydi ve taĢ ortasına yerleĢtirildiğinde tıpkı min-yaktı.

    yatür bir güneĢ gibi ıĢık ve güzellikle parlamıĢtı. Mumların sıcak ıĢıltısı sunağı aydınlattı, ancak mabedin

    YaĢlı rahip dikkatle son rünü iĢledi. Gözlerindeki teri sildi ve geri kalanı hala gölgeler içindeydi. AhĢap sunak artık kutsal emeğinin ürününe baktı. Yapması gereken bir Ģey daha kalmıĢtı. semboller ve törenler için bir yer olmaktan çıkmıĢ, bir atölye Platin madalyonu boynuna geçirdi ve görünmemesi için masasına dönüĢmüĢtü. Üzeri ince metal iĢlemesi için gerekli

    cübbesinin içine soktu. Eliyle kesesini yokladı. Birkaç gün önce aletlerle doluydu: küçük çekiçler, pürüzsüz yüzeyli bir mücev-yazdığı mektup hala yerindeydi. Hafifçe gülümsedi. Esrarengiz herci örsü, maĢalar ve kalıp için balmumu. Beyaz saçlı rahip güç bir kez daha içine doldu ve hızla kalenin meĢaleyle aydın-son mumu da yakıp yine tılsımın baĢına döndü. Tılsım zorlu bir latılmıĢ koridorlarından aĢağıya, kendisinden çok daha genç efendiydi. Tamamlanmak için ısrar eden hüzünlü çağrısı, rahibin

    birinin emin ve hızlı adımlarıyla ilerlemeye baĢladı. kafasının içinde yankılanıyordu.

    Efendinin uĢaklarından biri, rahibin mabedin kapılarını iki En Yüce Rahip, haftalardır, ateĢli bir yoğunlukla bu tılsımı yana savurarak çıktığını duymuĢtu. UĢak, yaĢlı adamın adımlarına yapmaya uğraĢıyordu. Hatta, son birkaç gündür hiç dinlenmeden

    yetiĢmeye çalıĢarak sordu. "ġimdi ne olacak, Kutsal Efendim?" çalıĢmıĢtı. Yine de yorgun değildi. Güç damarlarından akıp,

    "Bir at," dedi En Yüce Rahip kısaca, adama bakmaya bile eğitilmemiĢ, hantal parmaklarına yol gösterir gibiydi. Tılsım gerek duymadan. Genç adam, sessizce rahibin isteğini yerine kendi kendisini yapıyordu. Rahibin boğumlu parmakları sadece getirmek üzere uzaklaĢtı. Kalenin efendisi savaĢa gitmeden onun kullandığı aletlerdi.

    önce uĢaklarına 'Kutsal Efendi'nin her isteğine itaat edilmesini Adamın ruhunun bir parçası suçluluk duyuyordu. KorkmuĢ bir

    emretmiĢti. UĢak ayağına çabuk mu çabuktu. Yine de rahip, halkın rahibi ve rahatlatıcısı olarak görevlerini ihmal ediyordu.

    seyis çocuk atını getirene kadar birkaç dakikayı, kalenin taĢtan Goblin saldırılarının Ģiddeti her geçen gün artıyordu. Ancak En

    oyulmuĢ güzel kapılarının önünde huzursuzca ileri geri yürüyerek Yüce Rahip, artan sayıdaki ölülerin son törenlerini yaptırması geçirdi. En Yüce Rahip atın üzerine sıçrayarak bindi ve için yardımcısını göndermiĢti. Tılsımın sesi, çok daha önemli

    bineğinin baĢını sertçe döndürerek gürültüyle avludan dıĢarı bir görev üstlendiğini söyleyerek onu rahatlatmaktaydı. Diyordu çıktı. Kutsal görevini tamamlamak için Çember'e gidiyordu. ki, yapmakta olduğu Ģey sıradan bir mücevher değildi. Tılsım bu

    Rahip ve at, Eski Svalich yolundan aĢağı dörtnala ilerlerken hüzünlü dünyanın, benzerini hiç görmediği türden bir silahtı. gece bir sis perdesiyle örtünüyordu. UçuĢan çamur parçacıkları SavaĢmak için yapıldığı düĢman, goblinlerden çok daha

    atın ve binicinin üzerini lekeliyordu ancak yolcu bunu kötüydü—karanlığı henüz Barovia'nın üzerine çökmemiĢ bir

    umursamaz gibiydi. Tılsımın acele ettirmesiyle hayvanı daha da düĢman.

    hızlandırdı. Sabırsızlıkla yoldan ayrılarak Svalich ormanına En Yüce Rahip durakladı, heyecandan elleri titriyordu.

    daldı. Bildiği kestirme bir yol yoktu ancak tılsım biliyordu. KanlanmıĢ gözlerini sildi ve tekrar iĢe koyuldu. Kafasının içindeki

    Sonunda hedefine ulaĢtı. Barovia kasabasının sınırlarının hemen talimatlara uyarak iki eski Ģeyi birleĢtirmiĢ; bu yeni Ģeyi dıĢında, büyük taĢların oluĢturduğu bir çember. oluĢturmuĢtu. Kristal toprağın bir armağanıydı. Kuvarsı içine

    Aynı anda attan inmeye, tılsımı çıkartmaya ve çemberin yerleĢtirdiği platin de onun gibi kadimdi. Parmaklan değerli

    metale Ģiddet değil, sevgi rünleri iĢlemiĢti. Levha parlayan bir

    RAVENLOFT

    merkezine koĢmaya çalıĢtı ancak tüm yapabildiği uzun cübbe-sinin eteklerini ayağına dolaĢtırarak yere düĢmek oldu. Bu yaĢlı bedenden bu kadar, diye acı acı düĢündü, ayağa kalkarken. TaĢ çemberinin ortasındaki geniĢ düz bir taĢın yanına çökerek,

    tılsımı saygıyla üzerine bıraktı.

    Son kutsama, diye düĢündü, ve her Ģey tamam olacak...

    Genç rahiplerden biri, onu ertesi sabah aynı noktada buldu. En Yüce Rahibin yüzü huzur doluydu ve ölüm tarafından fe rleke-lenmemiĢti. Gri dudakları hafif, tatlı bir gülümsemeyle

    kıvrıl-mıĢtı. Bir elinde parlayan güneĢ madalyonunu tutuyordu. Diğe-rindeyse bir not. Gözleri yaĢlarla dolan genç adam, rahibin yazdığı son sözleri okumak için birkaç kez gözlerini silmek zorunda kaldı:

    İşte Tanrıların bu topraklara armağanı. Onu saygıyla ve iyi kullanın. Fakat bu sırrı sadece rahipten rahibe geçirin. Kuzgun ailesi gelecek ve bu onların kutsal sembolü olacak. Gücü güneşin gücünden gelmektedir: ışık ve sıcaklık. Bu hüzünlü diyarların üzerine düşecek olan Gölge 'yi kaldırmak için son umuttur.

    Evermeet'den gelmiĢ olan Kraliçe'nin Gururu, Waterdeep

    limanının koyu renkli sularında ağır ağır salınıyordu. Hafif bir

    akĢam esintisi, katamaranın halatlarının, gecenin bu geç saatinin

    göreceli sessizliğinde gürültülü bir Ģekilde gemiye çarpmalarına

    neden oluyordu. Rüzgar hızını arttırdı ve geminin flaması güçlü bir

    Ģekilde dalgalanmaya baĢladı. Flamada koyu mavi, yıldızlı bir

    gökyüzü üzerinde altın bir ağaç imgesi vardı. Uzaklardan,

    Ģamandıraların dostane uyarı çanları duyuluyordu. Soğuk nemli

    havada, ağır bir deniz ve balık kokusu asılıydı.

RAVENLOFT

    Sislerin Vampiri Dar bir ara sokaktan, yalnız bir siluet, katamarana özlemle 1bakmaktaydı. Selune'un ıĢığında altın elfm cildi ve saçları botları kaldırım taĢlarının üzerinde en ufak bir gürültü bile çı-incimsi bir beyaza dönüĢüyor, eskimiĢ mavi gömleği de peleri-kartmıyordu. Jander, meyhaneleri, dükkanları ve depolan ninin ve pantolonunun grisiyle aynı renk görünüyordu. ö-nemsemeden geçti. ġehirdeki en berbat yere gidiyordu. Gömle-ğindeki rengi solmuĢ gümüĢ düğmeler, hala ay ıĢığının Toril'deki en talihsiz ruhların anlamsız yaĢamlarını, pislik ve yumuĢak ıĢıltısını yansıtmaktaydı. acı içerisinde geçirdikleri yere. Keskin hatları açlıktan belirgin-Jander Sunstar ırkına göre uzundu. Neredeyse 1.75 boyun-leĢmiĢ elf, gri pelerini arkasından uçuĢarak bir köĢeyi döndü. daydı. Ġnce yapılıydı. Normalde temiz ve keskin olan yüz hatları Ģu Waterdeep'te para hemen her Ģeyin çaresini satın alabilirdi. anda hissettiği acıyla yumuĢamıĢtı. Uzun altın saçlarının Yaralarınız için bir Ģifacı, iyi Ģans için bir büyücü bulmak her arasından zarif elf kulaklarının sivri uçları seçilebiliyordu. Rıh-zaman mümkündü. Ancak bazen, tanrılar rahiplerinin dualarını tımın sudan ĢiĢmiĢ tahtaları üzerinde hiç ses çıkartmayan botları dinlemezlerdi. Ve bazen, büyüler istenildiği gibi gitmeyebilir ve dizlerinin altına kadar geliyordu. Sol kalçasında basit bir hançer, korkunç sonuçlara sebep olurlardı. kınında asılı duruyordu. Bir zamanlar, zihinsel hastalıkları sihirle tedavi edileme-Jander'in gümüĢ rengi gözleri hüzünle doluydu. Anayur-yenler mahzenlere kapatılır veya öylece sokaklara salıverilirlerdi. dundan gelen bir gemi görmeyeli birkaç on-yıl geçmiĢti. Muh-Hatta özellikle acımasız olan bazı kiĢiler, sorun olan deli teĢem Evermeet, güzellik ve uyumun ülkesi. Bir daha asla orayı yakınlarının 'kaybolmalarını' bile ayarlarlardı. Oysa bugün, yani göremeyecekti. Meraklı gözlerden gizlenmek için, uzun, ince uygar 1072 yılında, iyileĢtirilemeyecek durumda olan deliler için parmaklarıyla öne çektiği pelerinine iyice sarındı. bir yer vardı. Elf, buna daha fazla dayanamayacaktı. Sessizce arkasını TaĢ ve ahĢaptan yapılma binaya yaklaĢırken Jander yüzünü dönerek rıhtımdan uzaklaĢtı ve insanların VVaterdeep dediği buruĢturdu. Hassas kulakları içeriden gelen korkunç gürültüden Ģehrin kalbine doğru ilerlemeye baĢladı. Bu Ģehir de bir süre dıĢarıdayken bile rahatsız oluyordu. Tımarhaneler, hayaletli için onun evi olmuĢtu. Macera tutkusu onu felaketine çekmeden Ģatolardan bile daha korkunç yerler diye düĢündü. Ne de olsa önce. burada lanetlenmiĢ olanların iniltilerini gerçekten de duymak Jander, kendisi için artık fazla kalabalık olmaya baĢlayan mümkündü. Buraya beslenmek için gelmekten hoĢlanmıyordu ve Ģehre nadiren geliyordu. ġehrin hemen dıĢında, hala güzel bunu sadece birkaç yılda bir yapıyordu. Korkunç susuzluğu artık a-ğaçlar ve biraz sessizlik bulmanın mümkün olduğu, ufak bir hayvan kanıyla yatıĢtırılamayacak hale geldiği zaman. Ġçerde mağarada yaĢamaktaydı. Orada Jander, içinden gelen elflere karĢılaĢacağı manzaraya kendisini hazırlayarak kapıya doğru özgü doğa ve güzellik sevgisini, geceleri açan çiçeklerden oluĢan yürüdü. küçük bir bahçe oluĢturarak besliyordu. Fakat bu gece elfm Tımarhanede iki ana koğuĢ vardı, biri erkekler, diğeri ka-Rıhtım Bölgesi'ne gelmesine neden olan büyük bir gereksinimdi. dınlar için. Diğer küçük koğuĢlar ise ana koğuĢlarda kalamayacak Tam bir sessizlik içinde ölümcül bir amaçla yürüyor, gri kadar Ģiddete eğilimli olanlara ya da cinsiyeti ayırt edile-

    meyecek kadar kötü durumdaki zavallılara ayrılmıĢtı. Prensip

    olarak Jander asla tekli koğuĢlara girmezdi. Bir vampir olabilirdi, Selime: Tonl'in Ay Tanrıçası (çn) ancak acı ve çirkinliğe tahammülü de bir yere kadardı.

    RAVENLOFT Sislerin Vampiri

    BaĢlangıçta sadece kadınlar koğuĢunun kapısındaki çat-köĢesinde bir kadın, pullarla kaplı eliyle, kanlar içindeki diğer laklardan içeri sızan bir sisten ibaretti. Sis yavaĢça çeĢitli renklere kolundan geriye kalanı yolmaya çalıĢıyordu. Ayakları da pullarla

    büründü—mavi, altın ve gümüĢ rengi. Sonra, Ģekilsiz sisin kaplıydı ve bir kertenkeleninki gibi pençeleri vardı. Ġfadesiz

    bulunduğu yerde pek çok kiĢinin bir melekle karıĢtırabileceği yüzüyse tamamen insan yüzüydü. Bir diğeri, neredeyse bir varlık belirdi. vampirin ayaklarının dibinde oturmuĢ, ellerini baĢının üstüne

    Hastaların yetiĢemeyeceği yükseklikte duran meĢaleler kapatmıĢtı. Jander üzerinden adımını atarken kadın kımıldadı. ortalığı iyice aydınlatıyordu. Delilerin çoğu karanlıktan çok Vampir irkildi. Ona doğru dönen yüzü, ağız olması gereken korktuğu için bu zorunluydu. Yer, saman ve talaĢla kaplanmıĢtı. > yerdeki kırmızı bir çizgi dıĢında tamamen Ģekilsizdi.

    Odalarda klozetler vardı, ancak tımarhane sakinlerinin pek azı "Geliyorlar, biliyor musun?" dedi bir ses kulağına. "Tüm o bunları kullanmaktaydı. Birkaç haftada bir, Ģehir görevlileri gözler, sana iĢaret ederler ve o ağızlar, o ağızlar. . ." Deli kadının hastalan çıkartıp tüm koğuĢları kovalar dolusu suyla yıkıyorlardı konuĢması tamamen anlamsız sözcüklere dönüĢtü. Sonra da

    ancak bu, içerinin pisliğini temizlemek için pek yetersiz kalıyordu. parmaklarını emmeye baĢladı. Jander buradan nefret ediyordu.

    Jander bir kedi zarafetiyle, kendisine deli kadınlar arasında Çabucak beslenip ayrılmalıydı.

    yol açarak ilerlemeye baĢladı. BaĢını sağa sola çevirerek gümüĢ Beslenme yöntemi hastalara gerçekte çok hafif olarak zarar gözleriyle ortalığı tarıyordu. Delilerin bazıları, yaklaĢtığı zaman veriyordu. Jander koğuĢun içinde belirir, bir sonraki sefere kadar

    kaçıĢarak, iniltiler içinde, köĢelerde bir araya toplanıyorlardı. açlığını doyuracak miktardaki sıvıyı alır ve ortadan kaybolurdu.

    Diğerleri ona aldırmıyordu. Hatta bazıları ona sırnaĢıyordu bile. Kurbanının ertesi sabah kendisini zayıf hissedeceği kadar fazla

    Kendisini bunlardan nazikçe kurtararak ilerlemeye devam etti. aldığı pek ender olurdu. Gardiyanların da hastaların boğazlarını

    Buraya son geldiğinden bu yana neredeyse yarım yüzyıl kontrol etmek için herhangi bir nedenleri yoktu. Bu yüzden geçmiĢti ve artık hastaların hiçbiri tanıdık gelmiyordu. Bazıları küçük kırmızı noktacıkları hiç kimse fark etmezdi.

    oldukça normal görünüĢlüydüler; akılları giderek zayıflamıĢ ve TaĢ odanın arkalarında bir yerde, samandan, kirli bir yer sonunda da tamamen yok olmuĢ olan yaĢlı kadınlar. Bazıları yatağında bir kadın kıvrılmıĢ yatmaktaydı. Ġlk bakıĢta tımarha-

    deforme olmuĢ ucube Ģeylerdi, yolunda gitmemiĢ veya belki de nenin diğer sakinlerinden pek de farklı görünmüyordu. Uzun kasten, acımasızca yapılmıĢ büyülerin kurbanları. KöĢelerde siyah saçları karmakarıĢık, soluk renkli derisi kirliydi. Bu ce-

    birbirlerine sokulup acıyla bağrıĢıyorlardı. En hazin olanları ise hennem deliğinde üniforma olarak kullanılan, çirkin, kahverengi

    neredeyse aklı baĢında olanlardı. Biraz yardım edilse dıĢarıdaki elbiselerden giymiĢti. Bu azıcık kumaĢ parçası, soğuk havadan

    dünyada yaĢayabilecekken yakınları bu sıkıntıya katlanamamıĢ korunmak için oldukça yetersizdi. Kadın, belki de Jander'ın olanlar. bakıĢını hissettiğinden baĢını kaldırıp baktı.

    Waterdeep'in artan nüfusu hastaların sayısının da artmasına ġok edici bir güzelliği vardı. Jander'ın dudaklarından acı ve

    neden olmuĢtu. Çoğu insandı ancak Jander, sağda solda bu-ĢaĢkınlık dolu bir inleme koptu. Saçları karıĢık ve kirli olmasına çuklukların ve cücelerin kısa siluetlerini seçebiliyordu. Tanrılara rağmen, bir zamanlar harika bir kestane rengi oldukları Ģükür hiç elf yoktu. Ġlerde, nemli, soğuk koğuĢun baĢka bir anlaĢılıyordu. Gözleri iri ve ıslaktı. Jander bakarken, kadının

    gözleri doldu ve damlacıklar kirli yüzünden aĢağı aktılar. Du-

    8

    Sislerin Vampiri RAVENLOFT

    alınmıĢ gerçek yemeklerle birlikte. Jander, vampirlerin gerekti-dakları, pürüzsüz yüzünde, kusursuz, pembe birer gül gibiydiler. ğinde çok iyi hırsızlar olabildiklerini fark etmiĢti. Fakat böyle Ve hafifçe titriyorlardı. Vampir çok uzun zamandır böyle bir bir gerekliliğin ortaya çıktığı pek ender oluyordu. güzelliğe tanık olmamıĢtı. Ve burada görmeyi de hiç bekle-"Tekrar merhaba," diye selamladı kızı. Kız gözlerini kaldırarak oha miyordu. BüyülenmiĢ gibi kadının yanına giderek diz çöktü. baktı ve dudakları sakıngan, uçucu bir gülümsemeyle ^ıvrıldı. Kadın, ıĢıltılı kahverengi gözlerini onunkilere dikmiĢti. Jander'ın kalbi altüst oldu ve karĢılık olarak yüzüne /"geniĢ bir "Sizi selamlıyorum," dedi Jander. Sesi tatlı ve müzik do-gülümseme yayıldı. Elf, kadının yanına oturup, getirdiği yemekleri luydu. Kız yanıt vermedi, sadece kocaman, yumuĢak gözlerini eline tutuĢturdu. Kadın, boĢ boĢ yemeklere baktı. "Yemek," diye ona dikmeye devam etti. "Adım Jander," dedi elf, aynı nazik ses açıkladı Jander. "Bunları yemen gerek." Ekmeği ağzına götürür tonuyla. "Seninki nedir? Neredensin?" Kızın dudakları kımıldadı. gibi yaptı. Kız hala anlamamıĢtı. Jander, sadece kıza göstermek Jander umutla bekledi ancak kız hiçbir ses çıkartmadı. Jander amacıyla bir parça ısırmak istedi ama artık kandan baĢka hiçbir hayal kırıklığıyla ayağa kalktı. Kız hala güven duyan Ģeyi sindiremiyordu. bakıĢlarla ona bakmaya devam ediyordu. Tanrım, böyle bir Arkaya bir bakıĢ attı ve iĢtahla ekmeği izleyen yaĢlı bir güzellik. . . Onu bu korkunç yere kim göndermiĢ olabilirdi? kadın aklına yeni bir fikir getirdi. "Ġzle," dedi kıza ve ekmekten bir "Seni buradan çıkartmak isterdim," dedi kıza üzüntüyle. parça koparttı. YaĢlı kadın kendisine sunulan ekmeği kaptı ve "Ama gündüzleri sana bakamam." UzaklaĢmak için arkasını çiğnemeye baĢladı. Kız da yüzünde anladığını belirten bir dönmek üzereyken kız hıçkırarak ona doğru uzandı. Gözleri ifadeyle gülümsedi. Kararlı bir Ģekilde yerinden kalktı ve yine yaĢlarla dolmuĢtu. Jander'ın getirdiği yemekleri diğer hastalara dağıtmaya baĢladı. "Sor!" diye inledi ellerini uzatarak. Jander ne yapacağını Arada bir Jander'a dönerek mutlu mutlu gülümsüyordu. bilemedi. Tam beĢ yüzyıldır, güzel olan hiçbir Ģey ona dokun-Canı sıkılmasına rağmen Jander kendisini gülmekten ala-maya tenezzül etmemiĢti ve Ģimdi, insanın içini burkan güzel-madı. Kızın yemeğe ihtiyacı vardı. Bir deri bir kemik kalmıĢtı. likteki bu kız ellerini ona doğru uzatmıĢ duruyordu. Kısa bir Getirdiği Ģeyleri bu Ģekilde dağıtıyor olmamalıydı. tereddütten sonra kızın yanına oturdu ve çekingen bir hareketle Ayağa kalktı. Güzel, deli kadın kendinden emin, zarif ha-ona sarıldı. reketlerle diğer delilerin arasında dolaĢarak yemeği paylaĢtırı-"ġĢĢ, ĢĢĢ," diyerek onu bir çocukmuĢ gibi avutmaya çalıĢtı. yordu. Sanki hayatı boyunca insanlarla ilgilenmiĢ gibi, diye Kız ağlamaktan yorulup uykuya yenik düĢene kadar ona sarıl-düĢündü Jander. Yanına giderek kızın yüzünü kendisine çevirdi. maya devam etti. Sonra onu samandan yatağına yatırdı. Vampir, "Tanrılar adına," diye fısıldadı, "sen hep böyle değildin, değil

    kızı uyandırmamak için yavaĢça hareket ederek ayağa kalktı ve mi?"

    odanın baĢka bir köĢesinde açlığını giderdi. Kız sakin sakin gülümsedi ve yapmakta olduğu iĢe devam Kalbi, bomboĢ geçen uzun yıllar boyunca olduğundan çok etti. Jander sarsılmıĢ ve aniden çılgınca bir umutla dolmuĢtu. daha hafifti. Jander bu cehennem gibi yerde güzel bir Ģey bul-Eğer daha önce deli değildiyse belki tedavi edilebilirdi. Belki de muĢtu, kendisinden korkmayan güzel bir Ģey. Ona bakmalıydı. onu deliliğin eĢiğinden geri döndürebilirdi. Ertesi gece, buraya yine geleceğini biliyordu. Bir Ģey kesindi. Denemek zorundaydı. Geldi de. Hem de yanında bir gezginin kamp ateĢinden

    ıı 10

    Sislerin Vampın RAVENLOFT

    ellerini kötü bir Ģekilde kesmiĢti, avuç içleri ve kolları kandan 'Çiçeği' ile karĢılaĢmadan önce Jander geceden geceye yapıĢ yapıĢtı. yaĢıyor ve hayvan kanı içerek sadece varlığını sürdürüyordu. Jander dudaklarını yaladı. Açlığı uyanmıĢ, bakıĢları kırmızı Gece bahçesine bakıyor; bitkilerin büyümesini izleyerek ve sıvının üzerinde titreĢen meĢale ıĢığına kenetlenmiĢti. Kendisini toprakta çalıĢarak huzur bulmaya uğraĢıyordu. Vampir olduğu zorlayarak gözlerini kızınkilere doğrulttu. O gözlerin derinlikle-günden beri, hayattayken sevdiği her Ģeyden mahrum olarak rinde gördüğü Ģey, Jander'ı duygulandırmıĢtı. yaĢamıĢtı. Bir mum ıĢığı gibi, insanı gerçekliğinden kuĢkuya düĢürecek Ancak tımarhanedeki bu esrarengiz kadın için, onun yaĢayan kadar kısa bir an için, denizin üzerindeki güneĢ kadar belirgin bir bir ölü olmasının hiçbir önemi yoktu. Bölük pörçük ve anlam akıl pırıltısı göründü ve tekrar yok oldu. veremediği sözcüklerden baĢka bir Ģey söylemese de onu "Ah, küçüğüm," dedi Jander umutsuzca. "Sana neler oldu?" gördüğüne her zaman seviniyordu. Daha sonraki haftalarda, Bu, Jander'ın kızın esrarengiz nöbetini ilk görüĢüydü ancak Jander kıza getirdiği Ģeyleri yedirmeyi baĢardı ve kız yavaĢ son olmadı. Kadının bu periĢan haliyle diğer zamanlardaki

    yavaĢ kilo aldı. huzurlu hali arasındaki zıtlık, elfe acı veriyordu. Uzunca bir

    Sonbaharın baĢlarında bir gece, birlikte oturuyorlardı. Kız süre, bazen haftalarca, hatta aylarca iyi oluyordu. Sonra, hiçbir

    birden tedirginleĢerek Jander' m kollarından uzaklaĢıverdi. Yü-uyan olmaksızın iç huzuru darmadağın oluyor ve yine katı taĢ

    zünde endiĢeli bir ifade belirmiĢti. "Ne oldu?" diye sordu Jan- duvarları pençeleyerek dıĢarı çıkmaya çalıĢıyor, sadece kendi

    der. çılgın zihninde varolan bir dehĢetten kaçmak için umutsuz giri-

    Ģimlerde bulunuyordu. Kız onu duymuyor gibiydi. Aniden ayağa fırladı. Dikkati

    Jander onun kendi canını yakmasını engellemek için elinden hala kendi içine dönüktü. Kaygılanmaya baĢlayan Jander, na-

    geleni yapıyordu. Ellerini arkasına ya da yanlarına bastırıyor ya da zikçe elbisesinden çekmek için uzandı.

    hiç hareket edemeyeceği kadar sarılıyordu. O da sonunda Kız, tımarhanenin diğer sakinlerinin de haykırmalarına

    duruluyor, daha önceki gibi sakin bir çiçek oluyordu. Yine neden olan bir çığlık attı ve kısa bir sürede cehennemi bir gürültü

    böyle bir nöbetten sonra Jander, vücudundaki gerilim yavaĢça odayı doldurdu. Kız yumruklarını sıkmaya baĢlamıĢtı. Zayıf

    kaybolan kızı kollarında tutmaktaydı. Artık daha fazla vücudundaki her kas, dehĢetle gerilmiĢti. Deli kadın, çılgın

    mücadele etmeyeceğini bildiğinden baĢını kızın saçlarına bakıĢlarla bir kaçıĢ ararcasına etrafa bakınmaya baĢladı.

    yas-lamıĢtı. Kız biraz geri çekildi, ona baktı ve dudakları Kapana kısılmıĢ bir hayvan gibi hafifçe inledi ve kendisini duvara

    sessizce kıpırdadı. Jander dikkat kesildi. Kız bir elini kalbinin attı. Sert taĢları elleriyle pençelemeye ve geçit vermeyen yüzeyi

    üzerine koydu ve garip sesler çıkarttı. Jander anlamadığını umutsuzca yumruklamaya koyuldu.

    belirtir Ģekilde kafasını salladı. Kız yine anlaĢılmaz bir Ģeyler "Hayır," diye bağırdı Jander. Hızla yanına giderek kızı geri

    söyledi ve sonra oldukça belirgin bir Ģekilde, "Anna," dedi. çekti. Güçlü altın rengi elleri, kızın bileklerini sıkıca kavramıĢtı.

    Jander çok ĢaĢırmıĢtı. " Adın bu mu? Anna mı?" Kız, kısa bir süre için yürekler acısı çığlıklar atarak çırpındı,

    Kız baĢıyla onayladı. sonra da Jander'ın göğsünde hareketsiz kaldı. TaĢ duvar kanlı parmak izleriyle lekelenmiĢti ve sıcak bir ıslaklık, Jander'ın uzun parmaklarından aĢağı damla damla yayılmaktaydı. Kız

    RAVENLOFT Sislerin Vampın

    "Benimki de Jander," dedi vampir ve kendi adını bu tatlı Sanki cifteki değiĢikliği bir Ģekilde hissetmiĢ gibi Anna

    pembe dudaklardan duymayı ne kadar çok istediğini fark ederek ona daha da sıkı sarıldı. Bir eli hafifçe ensesindeki yumuĢak

    ĢaĢırdı. Ancak Anna yine kendi içine çekilmiĢ, aynı boĢ bakıĢlar o altın rengi saçlarla oynuyordu. Jander'm içinde o ana kadar en az

    vücudu kadar ölü olan duygular birden canlandı. Tutku keskin bir harika gözlerini gölgelemiĢti. Bu akĢam baĢka bir Ģey söyle-

    Ģekilde bir vampirin susuzluğuyla karıĢıyordu. Kızın kanının meyecekti. Vampir üzülmedi. Önünde, Anna'nm güvenini ka-

    kokusu dayanılmazdı. Jander bu güçlü duyguların hepsine boyun zanmak veümit ediyordu ki—aklını geri getirebilmek için

    eğdi ve inleyerek Anna'nm boğazını öptü. DiĢleri hızla ve kesin pek çok gece vardı.

    bir Ģekilde uzadılar. Yine de keskin diĢleri kızın boynunun beyaz KıĢ, tımarhane sakinleri için zorluydu. Jander birkaç batta-

    etine dalarken, Jander çok nazik davranmıĢtı. SarılıĢı avının niye çaldı ve Anna'yı elinden geldiği kadar sıcak tuttu. Yün

    üzerine atlayan vahĢi bir kaplanınkinden çok bir aĢığınkinı battaniyeleri onun yanında bırakabilmeyi isterdi ama gardiyanlar

    andırıyordu. Ve Anna, ilk acıyla biraz inlediyse de, geri görüp battaniyelerin nereden geldiğini merak edebilirlerdi. Bir

    çekilmedi. sonraki zaferini kazandığında ise, bahar gelmiĢti.

    Jander, günbatımı tamamen karanlığa dönüĢtükten biraz sonra hücrede belirmiĢti. Bahçesindeki bitkiler çiçek açmıĢ, o da

    Anna için bir buket toplamıĢtı. Belki bu Ģekilde daha önce birkaç kez gördüğü gülümsemeyi dudaklarına getirebilirdi. Sis Jander tımarhanenin içinde maddeleĢmek üzereydi ki kula-halinden, ince elf vücuduna dönüĢmesinin hemen ardından, ğına bazı konuĢmalar geldi. Mavi - gri bir gölge halinde kapıya

    yapıĢarak içerden gelen sesleri dikkatle dinledi. Anna onu fark etti. Dudaklarında yüzünü aydınlatan ve yine deli değilmiĢ gibi görünmesine neden olan bir hoĢ geldin gülümse-"Böyle Ģirin bir Ģey," diyordu nazik ve sıcak bir ses. mesi belirdi. Uzun süredir uzaklarda olan sevgili babasına koĢan "Ya, gerçekten de," diye onayladı bir ikincisi. Jander gar-bir çocuk gibi sarılmak için Jander'a doğru uzandı. diyanlardan birinin sesini tanımıĢtı. "Neredeyse yüz yıldan fazladır

    böyleymiĢ. Benim dedem de burada çalıĢırdı. O zamandan beri hiç Jander, Ģefkat dolu ipeksi bir sesle, "Senin için, canım,"

    değiĢmemiĢ." diyerek güzel kokan armağanını kızın beyaz kollarına bıraktı.

    Anna baĢını eğip çiçekleri kokladı ve iri, yumuĢacık gözlerini "Gerçekten mi? Vah zavallı yavrucak. Bak! Sanırım ne

    söylediğimizi anlıyor!" adamınkilere dikti. "Sor!" diye bağırdı mutlulukla. Ve çiçekleri

    taĢ zemine fırlatarak Jander'a sıkı sıkı sarıldı. "Seni kandırıyor. Hiçbir Ģey anladığı yok. Yüz yıldır böyle."

    Jander mutlulukla onun sarılmasına karĢılık verdi. Onu "Evet, bunu söylemiĢtin." Ses bu kez, daha öncekine göre kollarında Ģefkatle tutarken yavaĢ yavaĢ kıza olan duygularının belirgin bir Ģekilde soğuk çıkmıĢtı. Jander kendi kendine gü-değiĢmekte olduğunu fark etti. O ana kadar, onu, Ģefkate ve lümsedi. Anna'yı savunan herkes dostu sayılırdı. Hafifçe dönerek bakılmaya ihtiyacı olan yaralı, küçük bir orman hayvancığı gibi sivri kulaklarından birini kapıya dayadı.

    görmüĢtü. Ona hep bu Ģekilde davranmıĢ, Ģu anda açığa çıkan Gardiyanın söyledikleri onu rahatsız etmiĢti. Gerçekten de gerçeği görmezden gelmiĢti. Ġstese de istemese de Jander sırıl-yüzyıldır hiç değiĢmeden burada hapis mi kalmıĢtı. Zihninden sıklam aĢıktı.

Report this document

For any questions or suggestions please email
cust-service@docsford.com