DOC

rnm

By Leonard Bailey,2014-12-20 00:19
29 views 0
rnm

1

    T.C.

    TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

    SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME BÖLÜMÜ YÖNETİM ORGANİZASYON

    YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

    KAOS TEORİSİ

    YÖNETİM BİLİMİNDE ÇAĞDAŞ GELİŞMELER

    ÖDEV

    BÜLENT ERGÜL

     2

    ÖNSÖZ

    Bu ödev yeni bilimsel metodlardan biri olan Kaos Teorisi ile ilgili mevcut bilgilerin internet ve kütüphane ortamında irdelenmesi ,bir araya getirilmesi ,düzenlenmesi ve yorumlanması ile oluĢturulmuĢtur.

     3

    ĠÇĠNDEKĠLER

    A.GĠRĠġ………………………………………………………………………….….….5

    B.KAVRAM OLARAK KAOS ………………………………………………….……6

    C.KAOS TEORĠSĠ……………………………………………………………………...6

     1.NAVIER-STROKE DENKLEMĠ………………………………………….…6

     2.LĠNEER-NONLĠNEER…………………………………………………….…7

    3.TEORĠNĠN ORTAYA ÇIKIġI…………………………………………….….7

    4.TEMEL ÖZELLĠKLERĠ………………………………………………….…...8

    5.TEORĠNĠN YARATTIĞI ETKĠ…………………………………………..…..9

    6.FRAKTALLAR…………………………………………………………….…10

    D..KAOTĠK SĠSTEM VE KRĠZ………………………………………………………...11

     4

A.GİRİŞ

    Bilimciler, kompleks örtüsü açıldığında tabiatın basit bir görünüm alacağı görüĢündedirler. Bu basit görünümü de bir tek matematik formülle ifade etmeyi hedefliyorlar. Buna giden yol dört temel kuvvetin bir tek temel kuvvete indirgenmesidir.

     Bu görüĢe göre, açıklanması gereken baĢka hiç bir Ģey kalmayacak tarzda her Ģeyi, prensip olarak güzelce açıklayabilen bir teori kurulabilecektir. Elbette ki bu, açıklamamızın eĢyayı olduğunun aynısı gibi yansıtacağı anlamına gelmiyor. Ancak gerçek dünyadaki her bir oluĢum nihai süper teorimizin mukabil bir unsuruyla açıklanabilecektir. Sonunda, kendi içinde uyumlu ve gözlenebilen her olayı izah eden bir teori kurulmuĢ olacak. Einstein bu durumu, "bilginin ideal sınırı" diye adlandırmıĢtır.

     Einstein'la ifadesini bulan bu görüĢün temelleri Newton'un, 1686 da, yeryüzünde düĢen bir elma ile güneĢin çevresinde dolanan gezegenlerin aynı çekim kanununun etkisinde hareket ettiklerini göstermesiyle atıldı. Newton her iki olayı da matematiksel alarak açıklayan kuvvet kanunlarını yazdı. Kuvvet kanunları ve hareket kanunlarının birleĢtirilmesiyle Newton mekaniği de denen klasik mekanik ortaya çıktı.

    Newton'un bulduğu kanunlar zımnen ifade eder ki, bir cismin gelecekteki durumlarını Ģimdiki, Ģimdiki durumlarını da geçmiĢteki durumları belirler. Bu, evrendeki herhangi bir cisim için söylenebilir.

    Bu kanunlar evrendeki olayların, bir baĢlangıç noktasında belirlenmiĢ durumların sırayla ve ardarda meydana gelmesiyle evrimleĢtiğini ima eder.

    1630'larda Descartes, Versailles'daki karmaĢık otomatlarıyla bilinen kraliyet bahçelerini ziyaret

    etmiĢti. Su akıtıldığında, müzik sesi duyuluyor, deniz perileri çalgılarını çalmaya baĢlıyor ve üç çatallı mızrağıyla dev Neptune tehdit ederek yaklaĢıyordu. Bu ziyaretinden önce de mi aklındaydı bilinmiyor, ancak Descartes'ın matematiğiyle desteklediği felsefesi evren ve içindeki her Ģeyin otomatlar olduğu seklindeydi. Descartes'ın zamanından bu yüzyılın baĢına kadar, ve belki de onun etkisiyle, bilimciler evreni bir Büyük Makine olarak görmeye baĢladılar. Sonraki üç yüzyıl boyunca bu Büyük Makinenin nasıl iĢlediğini keĢfetmek için bilim geliĢtirdiler.

     Bu fikirler, felsefe, din ve hür irade kavramı konularını derinden etkiledi. Newton hareket kanunlarını dünyaya takdim edince adına mekanistik determinizm denen bir felsefi düĢünce akımı ortaya çıktı. Evren hakkındaki bu görüĢ, Pierre Simon de Laplace (1749-1827) tarafından Ģöyle özetlendi:

     "Bir zeka herhangi bir anda, tabiatı faaliyete geçiren bütün kuvvetleri ve tabiatı oluĢturan bütün cisimlerin durumlarını (konum ve hız gibi) bilip te bütün bu verileri analiz edebilecek olsaydı, en küçük atomla birlikte evrendeki en büyük cisimlerin hareketlerini bir tek formülle ifade edebilirdi; onun gözünde geçmiĢ kadar gelecek te hazır bulunurdu." (1)

     Bu düĢünce tarzı, bir arabanın sağlam bir duvara çarpması gibi, gelip önce kuantum mekaniğine ardından relativistik mekaniğe çarptı. Bu yüzyılın baĢından beri bilimciler baĢlangıçta uzlaĢmaz gibi görünen bu üç alanı uzlaĢtırmak için çok gayret sarf ettiler. Bu alanda epey olumlu yol almıĢlardı ki 70'lerde yeni bir çarpıĢma oldu. Bu sefer rakip daha sağlamdı ve mekanistik determinizmi hurdaya çeviriyordu.

     5

     B.KAVRAM OLARAK KAOS

    Günlük konuĢma dilinde “kaos” sözcüğü, anlamı iyice aĢılmıĢ bir sözcüktür. Sözcüğün kökeni Yunanca ve açık duran, uzay boĢluğu, uçurumlar, açıklıklar, boĢluklar yaratan anlamlarına gelmektedir.

    ''Schelling, kaosu “potansiyel güçlerin metafiziksel birliği” olarak görür. Ġçinden yeni bir Ģeyin çıktığı dinamik süreçleri inceleyen modern doğa bilimleri, bu eski kaos kavramına sahip çıkmıĢlardır.

    Gündelik dil ise kaos kavramını iyice aĢındırmıĢ ve düzenin istenmeyen dağılmıĢlık durumunu ifade eden bir kavram düzlemine indirgemiĢtir. Günlük dilde kullanılan trafik kaosu, politik kaos, düĢünce kaosu vb. buna örnek olarak verilebilir''(2)

    Bu anlamda kaos kelimesi insanda pek de hoĢ olmayan çağrıĢımlar yapar. KarmaĢıklık, belirsizlik ve hatta anarĢi.'' Bilimde ise kaos kelimesi belirlenemezlik olarak kabul edilir.'' (3) Yani günlük yaĢamda

    kullanımı ile bilimde kullanımı oldukça farklıdır.

C.KAOS TEORİSİ

    Bilim dünyasında yüzyıllarca doğanın öngörülebilir yani determinist olduğu düĢüncesi yaygındı. Eğer bir doğa olayını matematiksel olarak modellerseniz basit neden sonuç iliĢkisine göre sonucu öngörebilirsiniz. Yani olan bir Ģey rasgele olmaz. Bu fikir doğrudur da aslında... Bir çok doğa olayının tam anlamı ile tanımlanmıĢ matematik modelleri vardır. Determinizm ilkesine göre bu matematiksel ifadelere gerekli değerleri koyduğunuzda sonucu elde edersiniz. Fakat bir sistemin determinist olması onun öngörülebilir olması anlamına gelmez.

     Kaos teorisinin çıkıĢını kavrayabilmek için navier-stroke denklemi,lineer ve non-lineer

    kavramlarını açıklamak gerekmektedir.

    1.NAVIER-STROKE DENKLEMİ

     Determinizm ilkesine göre sıcaklık öngörülebilir bir Ģeydir çünkü tüm akıĢkanlar ve tabi ki hava navier-stroke denklemlerine göre davranırlar. Bu günün hava sıcaklığı, rüzgarın hızı vs. ertesi günkü hava sıcaklığını ve rüzgarın hızını verir. Ertesi günkü havanın sıcaklığını, rüzgarın hızı ise bir sonraki günün havanın sıcaklığını verecektir. Yani navier-stroke fonksiyonuna f dersek ve pazartesi günkü hava

    sıcaklığına Sıcaklık-pazartesi dersek, bir hafta içinde herhangi bir yerdeki havanın sıcaklığı söyle olacaktır;

    sıcaklık-Salı= f(sıcaklık-Pazartesi)

    sıcaklık-ÇarĢamba= f(sıcaklık-Salı)= f(f(sıcaklık-Pazartesi))

    sıcaklık PerĢembe= f(sıcaklık-ÇarĢamba)= f(f(f(sıcaklık-Pazartesi)))

    sıcaklık-Cuma= f (sıcaklık-PerĢembe)= f(f(f(f(sıcaklık-Pazartesi)))) vs.

     Yukarıda yapılan iĢleme matematikte iterasyon deriz. Havanın sıcaklığı ve rüzgarın hızını belirleyen fonksiyonun sonucunu bulmak oldukça karmaĢıktır ve bir insanın yapamayacağı kadar çok bölme ve çarpma içerir. DüĢünce çok basitti; bir insanın yapamayacağı kadar çok hesaplamayı bilgisayar yapacaktı ve biz bir sene sonraki havanın sıcaklığını nasıl olacağını bilecektik. Yeni bir çağ baĢlıyordu. Her Ģey çok harika görünüyordu ama ufak bir sorun vardı.

     6

    2.LİNEER-NONLİNEER

    Lineer bir fonksiyonda değiĢkenin küpünü, karesini, kare kökünü ya da sinüs fonksiyonunu

    almazsınız. Lineer bir fonksiyonda örneğin f(x)= 2x +1 gibi, x‟in değerini 2‟den bir artırıp 3 yaparsanız fonksiyon 5‟den 7‟e çıkar yani iki artar. Aynı Ģekilde 3‟den 4‟e çıkartırsanız 2*4+1= 9 olur yani yine iki

    artar. Bu böyle hep iki arta arta gider. ġimdi fonksiyonu non-lineer yani doğrusal olmayan yapalım yani

    f(x)= 2*x*x + 1 yaparsak 3‟den 4‟e 2*16+1=33, 2*9+1= 10, yani 23 artar. 4‟den beĢe çıkarsak 2*25+1= 51 olur. Yani artıĢ doğrusal ve orantılı olmaz. Gerçek dünyada lineer yani doğrusal bir fonksiyonla

    açıklanabilen doğa olayı yok denecek kadar azdır. Doğa doğrusal değildir (non-lineerdir). ĠĢleri

    kolaylaĢtırmak için fonksiyonlar sanki doğrusalmıĢ gibi basitleĢtirilir. Bu tembellikten kaynaklanmamaktadır. Doğrusal olmayan fonksiyonlar, bilim insanları için hayatı çok ama çok zorlaĢtırmaktadırlar. Bilgisayar bulununcaya kadar doğrusal olmayan fonksiyonlarla uğraĢmak neredeyse imkansızdı.

    Doğrusal sistemlerde küçük değiĢmeler küçük, büyük değiĢmeler büyük etkiler yaratırken, doğrusal olmayan sistemlerde küçük değiĢmeler büyük, büyük değiĢmeler küçük etkiler yaratabilir. Bu yüzden kaos sadece doğrusal olmayan sistemlerde meydana gelir. Doğrusal bir sistemin geometrik imgesi doğrudur, doğrusal olmayan bir sistemin geometrik imgesi ise eğridir. Ama her eğri doğrusal olmayan bir iliĢkiyi temsil etmez. Doğrusal iliĢkiler mutlak kararlıdır, tek yörünge izlerler; doğrusal olmayan iliĢkiler ise kararsızlaĢabilirler ve birden fazla yörünge izleyebilirler. Ancak hiç bir müdahaleye uğramayan ideal bir cismin hareketi, doğrusal bir yörünge çizebilir. Oysa doğrusal olmayan bir sistem en az iki öğenin etkileĢiminin ürünüdür.

    3.TEORİNİN ORTAYA ÇIKIŞI

     Kaos teorisi her ne kadar bilim dünyasındaki ününü Edward Lorenz ile birlikte, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kazanmaya baĢlansa da kavramın çıkıĢı çok daha eskiye dayanır. Yunan ve Çin mitolojilerinin yaradılıĢ efsanelerinde rastlanmakla birlikte eski Yunan filozofları tarafından da dünyanın oluĢum aĢamasını anlamlandırmak için felsefede kullanılmaya baĢlanmıĢtır. Ancak bilim tarihine giriĢi 18. yüzyılda olmuĢtur.

    Önceleri Poincare, Weierstraas Cantor, Peano gibi matematikçilerin ilgisini çeken kaos daha sonraları daha çok fizikçi-lerin ilgi gösterdikleri bir konu olmuĢtur. ĠĢte 18. ve 19.yüzyıllarda kavrama

    pek çok farklı bilim insanı tarafından getirilen anlayıĢlar “kaos teorisi”nin çıkıĢına kaynaklık etmiĢtir. Her ne kadar “kaos teorisi”nin babası olarak Henri Poincaré kabul edilse de; teoriye en önemli katkıyı Amerikalı Meteorolog Edward Lorenz, hava tahminleri ile ilgili çalıĢırken yapmıĢtır.

    Bu meteoroloji araĢtırmacısı hava tahmini için bilgisayarını kullanarak (bu bilgisayarın değil faresi, klavyesi ve hatta delikli kartı bile yoktu, veriler bazı elektrik anahtarlarını açıp kapatarak giriliyordu) basit bir hava tahmin programı yapmaya çalıĢıyordu. Bu program için Navier-Stroke

    denklemini oldukça basitleĢtirmiĢti ve bu basitleĢtirilmiĢ ama hala doğrusal olmayan (non-lineer)

    fonksiyon üzerinde bir fonksiyonun iterasyonunu bilgisayar kullanarak yapıyordu. Sonra da bilgisayardan bulduğu sıcaklık değerlerini bir grafikte gösteriyordu. Bu grafikte yatay düzlemde günler, düĢey düzlemde ise sıcaklık vardı. Bu normal iniĢ çıkıĢları olan sıradan bir grafik veriyordu. Lorenz tesadüf

    eseri ortada bulunan bir sıcaklık değerini yuvarlayarak fonksiyonu tekrar çalıĢtırdı. Bilgisayara sıfırdan sonraki üçüncü basamaktaki değeri yuvarlamasını söylemiĢti; yani bilgisayar 15.4086 derece sıcaklık değerini 15.409 yapıyordu. günlük yaĢamda 15.409 derece ile 15.4086 arasındaki 0.004 derece önemsenmeyecek kadar ufaktır. Evinizdeki termometre bunu ölçemez zaten. Bilimsel araĢtırmalar için kullanılan en hassas termometrenin bile hassasiyeti bu kadar küçük bir farkı yakalayamaz. Zaten bu fark

    da ölçüm gürültüsü olarak kabul edilir. Bir insan olarak da bu sıcaklık farkını algılayamazsınız. Bu demektir ki en küçük adımı bir metre olan bir kiĢi, bir yeri adımla ölçerken 10 santimlik bir mesafeyi ölçemez. Bu kadar ufak bir değiĢiklik (yani 0.004 derece) bir odaya konulan bir kelebeğin vücut sıcaklığı yada kanat çırpmasıyla havanın hızında yaratabileceği değiĢikliğe karĢılık gelir.

     Lorenz sağduyulu davranıp bu kadar ufak bir değiĢikliği tabi ki göz ardı etti ve fonksiyonu bilgisayarda yeniden çizdirdi. Normalde baĢlangıç değerleri arasında 0,004 derece kadar bir fark olan iki

     7

    fonksiyonun sonuçları arasında bir fark olmaması beklenirdi. Yani x‟deki değiĢiklik o kadar ufaktı ki fonksiyondaki değiĢiklik olmaması ya da gözle görülür bir değiĢiklik olmaması beklenirdi. Yani baĢlangıç değerini (pazartesi ölçülen hayali sıcaklık) 15.4086 derece yada 15.4090 aldığınızda otuz gün sonraki sıcaklığın aynı olmasını beklersiniz! Bu kadar ufak bir sıcaklık farkı değiĢiklik yapmaması gerekir! Lorenz de böyle düĢünüyordu. Zaten sağduyulu düĢününce böyle olması gerekmez mi? Bu yüzden otuz gün sonraki sıcaklıkta farklı baĢlangıç değerleri için çok büyük farkı görünce önce bilgisayarın bozulduğunu düĢündü. Çünkü her iki fonksiyon baĢlangıçta önce birbirine çok yakın hareket ediyor (ki beklenen de budur) fakat sonra birbirlerinden uzaklaĢıyorlar ve ortaya bambaĢka iki farklı fonksiyon çıkıyordu. Bu hiç ama hiç beklemediği bir sonuç olduğu için, Lorenz önce bilgisayarını kontrol etti. Bulduğu sağduyuya uyan bir sonuç değildi. Tekrar tekrar kontrol ettikten sonra bilgisayarında ve programda hata olmadığını görünce bunu bir makale olarak yayınladı.

    Kaos ya da non-lineer dinamik biliminin baĢlangıcı olan bu makale sadece meteorologlar için yayınlanan bir dergide unutulup kaldı. Fakat sonra yeniden keĢfedildi ve kaos teorisinin baĢlangıç noktası olarak kabul edildi. Lorenz‟in bilgisayarda bulduğu sonuçlardan çıkardığı sonuç Ģuydu; Doğru ve

    güvenilir bir uzun vadeli hava tahminini asla yapamazsınız. En sağlıklı hava tahmini belli bir süreyi aĢamaz çünkü uzun vadede hava tahmini kaotik davranır. Çok hızlı ve geliĢmiĢ bilgisayarlarınız olsa bile, baĢlangıçta değerindeki çok ama çok ufak bir sapma bizi çok farklı sonuçlara götürecektir. Bu noktada Lorenz “…ben periyodik olmayan davranıĢ özellikleri gösteren hiçbir fiziksel sistemde öngörü yapmanın mümkün olmadığını artık anlamıĢ bulunuyorum''diyerek kaos teorisinde temel olan bir noktadan da söz eder.(4)

     BaĢlangıç değerine aĢırı hassasiyet daha sonra “kelebek kanadı etkisi” olarak adlandırıldı. Yani sakin bir ada da perilerle dolu huzur içindeki bir ormanda mutluluk içindeki bir kelebeğin kanat çırpıĢı yüzlerce kilometre uzaklıktaki korkunç bir fırtınaya yol açabilecek değiĢikliğe neden olabilir. Eğer kelebek kanatlarını çırpmasaydı, modele göre fırtına çıkmayacaktı.

     Kaos sadece meteoroloji alanında değil hayatın her yerinde var:

    -Otomobillerin otoyol üzerindeki dağılımları,

    -Sigara dumanı havaya birtakım düzensiz helezonlar Ģeklinde dönerek yükselmekte,

    -Bayrak rüzgarda bir o yana bir bu yana çırpınarak dalgalanmakta,

    -Musluktan damlayan su önce muntazam aralıklarla düĢerken sonra düzeni bozulmakta,

    -Havanın davranıĢında, havadaki bir uçağın davranıĢında, otoyolda birbirinin peĢi sıra giden arabaların davranıĢında,

    -Yeraltındaki boruların içinde akan petrolün davranıĢında,

     4.TEMEL ÖZELLİKLERİ

    Kaos teorisinin temel özellikleri nelerdir? Gleick bu özellikleri Ģöyle tanımlıyor:

     “Bazı fizikçilere göre, kaos bir durumdan çok bir sürecin, varlıktan çok oluĢumun bilimidir.”

    ''Geçen on yılda, eski indirgemeci yaklaĢımların bir kör noktaya gelip dayandığı duygusu gittikçe artan sayıda insan tarafından hissedilmeye baĢlamıĢ ve en boyun eğmez fizik bilimcilerinin bazıları bile dünyanın gerçek karmaĢıklığını ihmâl eden matematiksel soyutlamalardan illallah demiĢlerdi. Yeni bir yaklaĢım için yarı bilinçli bir biçimde el yordamıyla ilerler görünüyorlardı –ve süreç içerisinde,

    geleneksel sınırları yıllardır yapmadıkları Ģekilde kaldırıp atmakta olduklarını düĢündüler. Belki de yüzyıllardır.''(5)

     Ve bilimcilere Ģu eleĢtiriyi getiriyor.

    ''Bilimciler nesneleri parçalara ayırırlar ve her birine tek tek bakarlar. Eğer atomaltı parçacıkların etkileĢimini incelemek isterlerse, ikisini ya da üçünü bir araya getirirler. Burada epey karıĢıklık vardır.

     8

    Halbuki kendi kendine benzeme gücü, karmaĢıklığın çok daha üst düzeylerinde baĢlar. Bu, bütüne bakabilme sorunudur.''

    “Bunlar, bilimde indirgemeciliğe –sistemlerin bu sistemi oluĢturan parçalar (kuarklar, kromozomlar, ya da nötronlar) aracılığıyla analizi– dönük eğilime sırt çevirdiklerini düĢünüyorlar. Bütünü aradıklarına inanıyorlar.“ (6)

    Lorenz ise çalıĢmasından sonra “kaos teorisi”nin açıklamaya çalıĢtığı dıĢtan düzensiz olarak görünen ama; içsel bir düzene sahip olan kaotik sistemlerin iki ana noktası net olarak ortaya konulur.

    1- BaĢlangıç durumuna hassas bağımlılık

    2 - Rasgele olmama durumu.

    5.TEORİNİN YARATTIĞI ETKİ

     Aslında Kaos Teorisi kimilerine göre belirlenimciliğin ölümü kimilerine göre ise destekçisi olarak ortaya çıkmıĢtır.Kuantum‟un Newtoncu anlayıĢı yıkması gibi; kaosunda Laplace‟nin determinizmini yıktığı ve sıkıĢan bilime yeni bir soluk getirdiği savunulur. (7) Temel prensipleriyle

    dikkatleri üzerine fizikte kısa süre de toplayan “kaos teorisi” bu yönleriyle biyolojide ve kimyada da kendine yer bulmaya baĢlamıĢtır. Sosyal bilimlerde de doğa bilimlerindeki ününe benzer bir ünü çok kısa süre de yakalayan kaos, bugün pek çok farklı alanda kendine pek çok farklı tanım bulmaktadır. Ancak üzerinde çoğunlukla uzlaĢılan noktalar; kaosun düzensizliği değil değiĢimi temsil ettiği ile öngörülemeyen küçük değiĢikliklerin büyük sonuçlara yol açtığı veya büyük değiĢikliklerin bir Ģey olmamıĢçasına sönümlendiğidir.

    Kaos üzerine çalıĢan bilim adamları, yirminci yüzyılda bilimin sadece 3 Ģeyle; relativite, kuantum mekaniği ve kaosla hatırlanacağını iddaa etmektedirler. Kaosun fiziksel bilimlerde içinde yaĢadığımız asrın üçüncü büyük devrimi haline geldiğini belirtmektedirler. Ġlk iki devrim gibi, kaos da Newton‟un fizik kuramıyla ipleri koparmıĢtır. Relativite, mutlak uzay ve zamana aid Newtoncu yanılgıya son vermiĢtir, Kuantum teorisi de denetlenebilir bir ölçüm sürecine dair Newtoncu düĢünceye son vermiĢtir.

    Bu üç kural arasında sadece Kaostaki devrim, görebildiğimiz ve dokunabildiğimiz evren bakımından, insan ölçeğindeki nesneler bakımından geçerlidir.

     Yirminci yüzyılın hemen hemen tamamında parcaçık fiziği bu akımların konusu olarak görülmüĢ; maddeyi oluĢturan blokların gittikçe daha yüksek enerji düzeylerinde, gittikçe daha küçük ölçeklerde, gittikçe daha kısa zaman aralıklarında araĢtırılması konu edilmiĢtir. Parçaçık fiziğinden tabiatın temel

    kuvvetleri ve evrenin kökeni hakkında teoriler türetilmiĢtir.

     Hayat nasıl baĢlar? Türbülans nedir? Entropinin hüküm sürdüğü bir evren, dur durak bilmeden gittikçe daha büyük bir düzensizlik doğrultusunda yol almaktayken, düzen nasıl meydana gelmektedir?

    Günlük yaĢamda her an karĢılaĢtığımız sıvılar, mekanik sistemler gibi nesneler hayatımızın o kadar temel ve sırandan unsurları arasında görünmektedirler ki fizikçiler doğal olarak, bunların çok iyi anlaĢılmıĢ bulunduğunu varsaymak eğiliminde olmuĢlardı. Oysa durum böyle değildir.

     Kaosta meydana gelen devrim kendi alanında hızla ilerlerken, fizikçiler de kendilerini pek fazla sıkmadan ilgi odaklarını beĢeri ölçekteki fenomenlere çevirmiĢlerdir. Sadece galaksileri değil bulutları de incelemeye baĢlamıĢlardır. En itibarlı dergilerde, kuantum fiziğiğle ilgili makalelerin yanında masa üstünde zıplayan bir topun garip dinamiğiyle ilgili makaleler de yayınlanmaya baĢlamıĢtır.

    Günümüzde, olaylar hakkında tahmin yürütülmeye kalkıĢıldığında, en basit sistemlerin bile

    olağanüstü zorluklar taĢıyan sorunlar yarattığı görülmektedir. Oysa düzen, bu sistemlerin içinde kendi kendine oluĢmakta yani kaos ve düzen bir arada bulunmaktadır. Herhangi bir Ģeyin; bir su molekülünün,

     9

kalp dokusundaki bir hücrenin, bir nöronun, ne yaptığının bilgisi arasındaki büyük uçurumu aĢmaya

    ancak yeni bir bilim türü ile baĢlanabilir.

    Fizikçilerin, normal olarak, karmaĢık sonuçlarla karĢılaĢtıklarında karmaĢık nedenler aramaları gelenek olmuĢtur. Bir sistemin içine girenle o sistemden çıkan arasında geliĢigüzel bir iliĢki gördüklerinde gerçekçi bir teoriye geliĢigüzellik katmak için yapay olarak gürültü ya da yanılgı ilave etmeleri gerektiğine inanmıĢlardır. Kaosun çağdaĢ düzeyde ele alınarak incelenmesine, 1960‟lı yıllarda, çok basit matematik denklemleri kullanılarak Ģelale örneğindeki gibi Ģiddetli sistemleri simüle etmek olanağı bulunduğunun farkına varılmasıyla baĢlanmıĢtır. Girdilerdeki küçük küçük farklar çıktılarda yerini hızla, akıl almayacak büyüklükteki farklara bırakabiliyordu, bu da “baĢlangıç durumuna hassas bağlılık” adı verilen bir olgudan kaynaklanmaktadır.

    Kaos Teorisi gittikçe çıkmaza giren “lineer” metodolojiden kopmaya ve sürekli değiĢen tabiatın türbülanslı gerçekliğiyle çok daha uyumlu yeni bir “nonlineer” matematik geliĢtirmeye çaba

    göstermektedir.

    Belki de en özet haliyle Kaos Teorisini Ģu anonim dizeler anlatmaktadır:

    „‟Bir mıh bir nalı kurtarır

    Bir nal bir atı kurtarır

    Bir at bir yiğidi kurtarır

    Bir yiğit bir orduyu kurtarır

    Bir ordu bir savaĢı kurtarır

    Bir savaĢ bir ülkeyi kurtarır‟‟

    6.FRAKTALLAR

    Kaos teorisinin yaratıcılarından Mandelbrot Tesadüfen latince sözlüğe bakarken gözüne fraktus sıfatı iliĢti.Kırılmak manasındaydı ve bunun üzerine fraktalkelimesini hem isimhem de sıfat olarak türetti.

     Koch'un Kar Taneleri

    EĢkenar bir üçgenin kenarlarına 3 te biri oranında üçgenler koyarak ve bunu sonsuza kadar devam ettirerek oluĢan eğridir.Sonlu bir alanda sonsuz bir hat meydana gelir.

     10

Report this document

For any questions or suggestions please email
cust-service@docsford.com